Kayıtlar

Şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İstanbul'a

 ~ İSTANBUL'A ~ Düşlerimde görüyorum şu şehr-i sitanbul’u, Avare avare dolaşıyorum sokaklarında. Küçük bir kedinin seviyorum yanaklarının tombulunu, Kış günü ayaz bir havada kar tanesi var tam da şakaklarımda. Boğaza bakıyorum, salınıyor nazlı nazlı gemiler. İncitmeden onları dalgalar bir bir öteye itekliyor. Köşede bir amca var: -- Taze taze simitler! Karnım sesi duymuş olacak ki durmadan gurulduyor. Bir kadın yaklaştı: -- Almaz mısın bir gül, hiç siftahım olmadı. Simit alsam güle, gül alsam simite kuruş yok. Sabaha kadar kıpkırmızı gülün tek yaprağı solmadı. Bu çaycının önünde de kasımpatı vardı ne çok. Ayaz vakit geçtikçe şiddetlenip sıcağımı alıyor. Gülüm denize düştü, elimi çektim. Ne de olsa giden geri gelmiyor. Oturup kendime bir bir kasımpatı seçtim. Ağır bir kar topu indi kafama. Yavaşça araladım gözlerimi. Meğer yine düş görmüşüm rüyamda, Sıraladım her zamanki gibi sözlerimi: Ah Ankara, kavuşur muyum bir gün sevgilin İstanbul’a... Emine Büşra Kanpolat

Gece Güneşi

Gece Güneşi  Bulutların arasından, Gecenin en güzel yarısından Defterin tam ortasından, Sevgimi yolluyorum sana, koy en güzel saksına... Gündüzün narasından, Karanlığın belasından, Sıyrıldım, sığındım, asıldım kollarından, Özlemimi yolluyorum, göğe baksana.. Distopyamı yarattım, hükmedemiyorum. Sessiz çığlık olmalı bu, duyulmuyorum, Ne desem de anlatamıyorum, Bari sen anlasana... Talip yoldur bu arayana Bulunmaz aramayla, Önce yoldaş, sonra yol dedik ama Asılmak kurtarır bu divaneyi En dikenli gül dalına. Tâlip/ 03.45/ Ankara

Börteçine

Börteçine Erit kalp dağımı Börteçine. Demirlerini kır yüreğimin. Bakışlarındaki ateşle çöz buzlarımı. Demirlerini yık kafesimin. Çık zirvesine gönül dağının. Kızgın ateşle çıkar beni bu dağdağadan. Ferhatlar öncesisin Börteçine. Ey Tanrım! Bu dağı devirsin Börteçine. Geçir bizi karanlıktan ışığa. Gönül davasından bir destana. Vadim ol Börteçine.  Sonsuzluğa uzanan aydınlıkta.  Büşra ERBİL  (Gazi Eğitim Fakültesi- Türkçe Öğretmenliği 2.sınıf) 

Türk'ün Kızı

Türk'ün Kızı Ben dağlarda gezerim bir Türk'ün kızıyım. Servetim kanımdır, kanadım atım, Koşarım Turan'a adım adım,  Bayırlarda coşarım yaparım akın! Atlarımı bağlarım Tuna'ya yakın Kartalımın çığlığı Altay'da yankı Oradan geliyor bir büyük atlı! O da ne, bir hilal bir yıldız sanki! Ben dağlarda gezerim bir Türk'ün kızıyım Türkmen obalarına selam salarım, Şamanları görünce yüreğimle sararım. Şu önümde duran Bozkurt'a bakarım. Yakarım dağları, bir daha yakarım! Hilali ellerimle gökyüzüne takarım. Ulu Tengri korusun naralar atarım, Ben dağlarda gezerim bir Türk'ün kızıyım... Emine Büşra KANPOLAT 01.10.2024

Adı Enver

Gözlerindeki yıldızlar sönmeden,   Bir sabah rüzgârında yürüdü erken.   Sessiz adımları bu toprakla örten,   Memleketin bağrına düştü bir mâtem.   Arza sinen şehadetle doldu meydan,   Karlı tepeler fısıldar eski bir destan.   Bir bayrak yükseldi kanla sulanan,   Ezgiler taşıdı hatırasını her zaman.   Toprak konuşur, susmaz hatıralar. Kaybolur nedâmetiyle mazlum dualar. Bir iz bıraktı tarihte tüm bu sayfalar, "Şehitler ölmez!" diye yankılanır nidâlar. Arşa yükselen neferlerin amansız kederi,   Bir âh ile yandı ki Çegan'da Türkistan ili.   Kulakları yırtar sandık şu silah sesleri,   Oysa o, bu milletin en sessiz şehidiydi.   Bayram Yıldırım (Gazi Eğitim Fakültesi – Türkçe Öğretmenliği 3.Sınıf)

Kayıp Aşk

 Kayıp Aşk Ben bir efsunun ortasında Saçımı rüzgâra, gönlümü sana salmışım Mahzun buselerinle yandı canım Dinmedi ardından akan gözyaşım Eller inanmazdı ihtirasıdır gönlün diye Onlara kanıp da yüz çevirmedim sana Kaldı ki göz yumdum erdem perdenin ardına saklanmış yalanlarına Elini tutmaya uzanmıştım yolunda birlikte olmaya  Aşkındı iştahımı kesen de gözüme perde indiren de Uykumu bölüp sana seslenen de Yarım kalan ölüm hikayeni hatırladıkça Ellerimi buz kesen de Boynun kıldan incedir madem vefaya Ne diye gözlerimden dökülür o buğulu yaz hâlâ Ne diye bu duymadığın hüzün Tutmadığın sözün, veremediğin solgun gülün Tek dileğim artık gitmen  Bırak boşluğun kalsın tabutunu taşıyan ruhumda  Yaşadım seninle anıları sessiz geceler boyunca  Sen olmasan da orada Tek dileğim artık gitmen  Her şeyinle, her halinde İstemem hayallerimi süsleme Bırak, hiç tutmadığın elime değme Bir bakışımdan yüreğimi okuyan Dizelerce şiir yazan adam Köşeyi dönünce çıkıverse Baksa yine yü...

Peki ya sonra?

peki ya sonra?  soğuk, uzak, iki yabancı gibi sensiz ilk gün, karanlığın dibi umudum baki, umudum daim ey talip sen bu derdi atlatırsın da hele bi sabah olsun... şehrin en uzağına, yol arar, can bulurum da gün doğar, güneş açar ey talip! gönlü ırak olana ulaşırsın da hele bi sabah olsun... talip düşe bu güzel derde yar'a seslenir her demde derdi verene minnetim, dermanına kavuşmayı nasip ede. Ey yola talip!  kavuşursun da hele bi sabah olsun... Alperen Kuru - ''talip'' 

Yazmış

Hâzâna düşen çiçekler, adını semâya yazmış. Kalplere düşen âhı, zâhitler kalbime yazmış. Şeb u gün içre rüzgâra meyil eden yüreğim, Seni görünce nevşende cânânı mühre yazmış. Müjgânına bakmaya göz mü dayanır zâhir, Senin gözlerin, ruhuma aşkın adını yazmış. Âh u efgânı mecnûna leylâyı unutturmamış, Gamından mecnûn, yârin nâmını çöllere yazmış. Bûs-ı lâline çeşmim hicrânından hâcet eylemiş. Her dem gül-i rânâyı âbından göklere yazmış. Deryâlara akmış feryâd-ı cânı bî-cânın düşen, Gönüllerde tûfan olmuş, kahrını ateşe yazmış. Velî ya meşgalden can-revaç yitirmiş akl-ı mânâyı, Dil-rubâdan dökülen kelamlara sevgisini yazmış. Bayram Yıldırım  (Gazi Eğitim Fakültesi – Türkçe Öğretmenliği 3. Sınıf)

Vuslat-ı Hicrân

Hicrânla yanan gönlümde feryâd-ü figân,   Bir aşkın izinde, ruhumda kopan tufân.   Mecnûn misâli yalnız dolaşırım çöllerde,   Her zerremde saklı hasretine yanan nişân. Gözlerinde bahâr, dudaklarında zâr u lâl Sanki cennetimdir o cân-ı latif-i hayâl.   Sensizlik içinde her ânım bir hüsrân.  Bir anlık vuslat ki ruhuma cân ey zülâl! Leylâ’nın adıyla süslenen mübârek yolda,   Kavrulur ruhum pervâne gibi hâr-ı aşkda.   Vahdet-i vücûduna ermiş bu âh u zâr ki, Sonsuz sevdâmızdır gönlümdeki yolda. Düşlerde buluşur mâh-ı muhabbetin izi,   Her bakışında biter bu hâzin âzâbın sisi.   Özleminle başlar her gün rü'yâ-i bî-hudûd,   Sensizli günlerim, birer cân-ı mihânî gibi. Bayram Yıldırım (Gazi Eğitim Fakültesi – Türkçe Öğretmenliği 3.Sınıf)

Seni Sevmek

Seni sevmek Ay ışığı yüzüne vurunca, İsterdim ayı parlatan güneş olmak. Güzel kokunu duyunca, İsterdim tenindeki parfüm olmak. Gözün gözüme değince kahrolmak, Kolun koluma değince umutlanmak. Dalgalı saçlarında gezinmek, Ellerini okşamak ve de seni sevmek. Karapkara gözlerine dalmak, Kahkahanda boğulmak ve de seni sevmek. Yan yana gelince heyecanlanmak, Sen bana gelince, sevgilim. Ümmü Selem Duran | Büyükçekmece Çakmaklı Anadolu Lisesi

YÂD ELLER

YAD ELLER Gece, siyah saçlarını dağıtırken Sen dağıttın içimi, Belirsizlik tuzağına düşmüşken, Geldi daha beteri. Viraneyim her gördüğümde,   Gelmeni bekliyorum saatlerce, Her gün aynı terane, Yanımda istiyorum sadece. Göz göze gelmeye korkar, Dert başa sarar,  Yad eller seni arar, Can evimde bir telaş var. Songül Yıldızlı ( Türkçe Öğretmenliği 2.sınıf )

KARDELEN OLMAK İSTERİM

Dostluğun içinde bir karanfilim Yalnızlığın içinde bir kasımpatı Tutkularım bir erguvan ağacı İsteklerimse lavinia Bir kardelen olmak isterim Hemen, şimdi! Lalerimse sarı, beyaz, pembeleriyle Dolsun, dolsun gönlüme Bir yuva açsın çiçeklerim O yuvada bir gözlerinizin rengini unutmam Bir gülüşünüzü Papatyalar yeşertmişim içime ki ben, papatyaları da sevmem. Bir kardelen olmak isterim hemen, şimdi. Zorluğa rağmen zuhûr etmek, Tevâzuluğu esirgememek, Zarâfetten giysilerle Yorgun, bitkin düşmek, oluruyla! Bir kardelen olmak isterim, Ben, şimdi. Ben bi’ kardelen çiçeği Siz, Bayım, siz bi’ kar tanesi Bir kardeleniniz olmak isterim hemen, şimdi… Beyza Genç (Gazi Eğitim Fakültesi - Türk Dili ve Edebiyâtı Öğretmenliği 3.sınıf)

ETTİN BENİ

Bir bakışın ile ettin beni zail. Bir gelişin ile ettin beni nail.  Bir duruşun ile ettin beni hayran. Bir selamın ile ettin beni candan. Bir sohbetin ile ettin beni kendine sarmaşık. Bir gidişin ile ettin beni karmaşık.  Gamze Biliş  (Gazi Eğitim Fakültesi–Türkçe Öğretmenliği 2.sınıf) 

DUYDUM Kİ

          Duydum ki gönlün dolu imiş,           Gözün başkasını görmez imiş.           Desene boşa gitti seviyor sevmiyorlar.           Suya düştü seviyor diye umutlar.           Demişsin:" dolanmasın ardımca!           Benim gönlüm yoktur ki onda".                      Ne olur tasalanma Senin gönül bahçende ben olmasamda olur                 Senin için ağlıyor bu gözlerim           Hep seni arıyor işte ellerim           Ama bir ömür mutluluklar sana Senin gönül bahçende ben olmasamda olur. Merve Nur Akça (Gazi Eğitim Fakültesi - Türkçe Öğretmenliği 1.Sınıf)

ZİNDAN

Karanlıktayım, zifiri bir karanlığın ışığında. Yalnızım, vehminden körelmiş aynaların karşısında. Bir dilek perisi göklerden üflüyor sanki, Toz bulutlarının içerisinde birer toz tanesi. Bahtı kara bir cemalin gökyüzüne bakışı, Haykırıyor, "bir tane olsun bu toprağa sığar mı?" Kimselerden bir kimsenin kimsesiz evlatları, Duyuyor mu karanlığın sessiz çığlıklarını? Duvardan gelen kederi andırır bir sesi, Göklere yükseliyor nicelerinin umutsuz velvelesi. Bir yol arıyor her biri duyurmak için sesini. İşte, Kapalı zindanların bembeyaz penceresi. Bayram Yıldırım

KAOS

Aynı günün karanlık sabahında Geziniyor karıncalar kafamda. Durmak bilmiyor hiçbir şey, Ruhumu emiyor sanki bu odada. Tekrar geçen vakitlerin ışığı yıldızlardan bile daha hızlı. giden kanatların bulutları Arş-ı Âlâdan bile daha uzaktı. İçimde bitmeyen bir karanlık Ümitsizliğe çalmış ruhumu. Gökyüzünden düşen aydınlık Aynaya saparak bulmuş yolunu . Ayarsız bir resmin karıncaları sanki Kafamda bitmek bilmeyen haykırışlar. Fırtanın bıraktığı kaos gibi Ruhumu ezen karanlık simalar. Bayram Yıldırım

BEKLEYİŞ

Yorgunluktan titreyen karanlık gözlerim, Dumanlı pencerenin önünde seni bekler. Mermer kesilmiş soğuktan incecik ellerim, Sarıp sarmalayacak bir sevgili bekler. Gözlerim gökyüzüne yükselen bir kartal gibi İlerleyen bir karıncanın üzerinde seni izler. Kalbim, içinde yanan bir kafes gibi Feleklerde dolaşıp seni aramak ister. Bayram Yıldırım

DÜŞTÜ

Gökyüzüne uçan kelebekler ölüme düştü. Ateş olan sevgili, geceden intizâre düştü. Bu dünya sensiz, hareketsiz bir çöl sanki. Seni görünce gözlerim, bu çöllere ateş düştü. Bu gariban bir istirhâm etti Âli Cenap'a. Gökyüzünden bir melek, dünyaya düştü. Bu huri melek karşısında sevgiliyi gördüm. Yanılmadım, kanmadım! Gönlüme bir sen düştü. Bu bayram sabahında haykırdı semaya can. Sensiz geçen bu sabahın hicranı, gönüllere ateş düştü. Bayram Yıldırım

O GÜN

Kainat bürünmüş bin bir ahenge. Görmeye göz gerek, var mı ki sende? Kalkar elbet bir gün o ince perde. Baş başa kalırsın Allah ile o gün. Aldığın, sattığın senin sandığın, Âlem-i cihanda zevke daldığın, Hesaplı hesapsız bütün varlığın İlahi mizanda tartılır bir gün. Alnının akıyla çıkarsan eğer, Gönül huzur bulur, baş arşa değer. Ha bir de vebalin ağırsa eğer, Azaplar ehline kalırsın o gün. Yazdığım çizdiğim iman ehline. İmansıza söz yok, o kendi haline. O büyük günde mahşer yerine, Vardığında görür halini o gün. Mikayil Yıldırım 

SENİ ÇİZDİM

Yaşadığım ilk korku bugünkü sessizlik Yavaş yavaş içime işleseydi bari kokun, Telaşımın kusuru burada beni devredişin Yol ararım yalnız gözlerinden, endamından Beklerken titrerdi ellerim gözlerinin heyecanından. Hem gece hem gündüz kaçırdığın bakışların Kim bakıyorsa Dünya’nın derdini itiyor kendinden. Sevdaya dahil değildi beklediğim dakikalar, Kurduğum üç cümlenin hazin sonla bitmesi... Yangınım akıyor yüreğimden ellerime Yollarımın kapanışı kaçırdığım nefesin, Uzaktan ağır ağır konuşan rüzgârla Saçlarının kargaşasında dirliğim düzenim. Umudumun sesiydi duyduğum şen kahkahaların. Defterimin ortasında seni çizen iki satır şiir Zannetme şairi benim! Sensin benim ustam, Sendin benim zamanım, Şairim, vatanım ve tabii varlığım. Durmayan gözyaşlarım ciğerime akar şimdi Ruhum, sana gelen dalgaların içindeydi Sebebi halin olmayı dilemek gibi şu kuşlar Son zamanların müthiş coşkusu kaplardı Hüzün ve hassaslığımın üstünü Deştim kendi ellerimle yine geçmiş yaramı Bir ...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türk'ün Kızı

İstanbul'a

SALDIN BENİ